Talha Demirtaş
Yayın Tarihi : 06-07-2022
Okunma Sayısı: 481

Vergi Tanımlaması Ve Çağdaş Devlet Düzenlerindeki Karşılığı

            Anayasada, kanunlarda ve diğer alt düzenleyici metinlerde vergi kavramı sıklıkla kullanılmasına rağmen verginin tanımına ve özelliklerine doktrinde ve tarihsel metinlerde rastlamaktayız. Gaston Jeze’e göre vergi: “Herhangi bir hizmet sunmaksızın ve geri ödenmeksizin kamu harcamalarının karşılanması için bireylerden cebirle toplanan paradır.” En geniş anlamıyla vergi, kamunun ekonomik ihtiyaçlarının karşılanması için devlet ya da kamu tüzel kişilerinin kanuni yetkiler çerçevesinde karşılıksız olarak gerçek ve tüzel kişilerin gelirleri, harcamaları ve servetleri üzerinden zorunlu olarak tahsil edilen nakit ve ayni olan pay şeklinde tanımlanabilir.

Verginin Özellikleri  

Devletlerin muhtelif harcamalarını finanse etmek üzere toplanan vergileri diğer mali ödevlerden ayıran en önemli özelliği karşılıksız olmasıdır. Devletler egemenlik hakkı gereği topladıkları vergilerin karşılığında vatandaşlarına şahsi ve özel bir harcama taahhüdü altına girmezler. Ancak genel uygulama olarak toplanan vergilerden, devletin idamesi için zorunlu harcamalar yapılmakta, sonrasında tam kamusal malların finansmanı sağlanmakta ve toplumun tamamına veya büyük bir kısmına fayda sağlayacak mal/hizmetler finanse edilmektedir. Verginin bir diğer önemli özelliği ise cebren tahsil edilmesidir. Bir vatandaşlık ödevi olan vergi, gönüllü olarak tahsil edilemezse bu sefer devreye kamunun tahsil daireleri girmekte ve ilgililerden cebri icra yoluyla tahsil süreci işletilmektedir. Verginin, belirttiğimiz bu özelliklerine ilaveten parasal olma, kamu yararı amacına hizmet etme, kanunun izin vermesi halinde salınabilme gibi özellikleri de bulunmaktadır.

Verginin Tarihi Süreci

Sanılanın aksine vergi, devlet kavramından daha eski bir kavramdır. Devletler henüz oluşmadan önce birlikte yaşayan insan toplulukları özellikle güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak üzere üst yapılar oluşturmuş ve bu yapılara vergi benzeri ödemeler yapmıştır. Bununla birlikte bilinen en eski Sümer tabletinde vergilendirmeye ilişkin ifadeler bulunduğu bilim insanlarınca tespit edilmiştir.

İlkel dönemlerde gönüllü olarak hediye, yardım, rica şeklinde alınan vergi, giderek geleneksel bir yükümlülük haline gelmiştir. Gönüllü ve geleneksel yükümlülükler ise yerini zamanla zorunlu bir kamu ödevine bırakmıştır. Anayasa fikrinin ve hukuk devletinin temeli sayılan 1215 tarihli Magna Carta Libertatum’un İngiltere’de kralın vergilendirme yetkisini soylular ve din adamları lehine sınırlandıran bir sözleşme olduğu bilinmektedir.

Verginin tarihsel süreci açısından önemli olarak görülen olayları ve bazı dönüm noktalarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

 

  • İngiltere’de 1628 yılında “Haklar Dilekçesi” ve 1689’da ise “Haklar Demeci”, meclisin izni olmadan kralın vergi ile ilgili kanun koyamayacağını belirtmiş olup böylelikle kralın yetkileri vergisel anlamda sınırlandırılmıştır.

 

  • 1776 yılında ABD’nin İngiltere’ye karşı başlattığı isyan ve başkaldırısında en önemli nedenlerden birinin vergi olduğunu söyleyebiliriz.

 

  • 1789 Fransız İhtilalinin nedenlerinden birinin kralın keyfi vergi uygulamaları olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

  • Osmanlı Devleti’nde ise ilk kez 1808 yılında Sened-i İttifak ile padişahın vergisel anlamda yetkilerinin kısıtlandığını söylemek mümkündür.

Tarihsel süreç kısaca değerlendirildiğinde; vergilendirmenin olmadığı bir dönemin olmadığını çok büyük ihtimalle gelecekte de olamayacağı, vergilemenin devletlerin gelişim süreci ile yakın ilişki içinde olduğunu, siyasal sistemler değişirken verginin de bu değişikliklerden payını aldığını, verginin demokratik gelişmelerle bağlantılı olduğunu ve bu anlamda vergilendirmede güdülen amacın ve salınma yöntemlerinin değiştiğini söylemek mümkündür.

Verginin Modern Devletler İçin Önemi

1700’lü yılların sonlarından itibaren kurulmaya başlanan ve günümüzde en yaygın siyasi örgütlenme biçimi haline dönüşen ulus devletler, önceki dönem devlet yapılanmalarından farklı olarak hâkimiyeti altındaki topraklarda ortak bir dil, kültür ve ekonomi oluşturmuşlardır. Modern devletlerde hukukun üstünlüğü ve demokratik devlet anlayışı âdete vazgeçilmez iki ana unsur olarak kabul edilmiş, bütçe hakkı ile birlikte vergi koyup kaldırma yetkilerini en önemli görevler olarak meclislere devredilmiştir. Modernite öncesi devletlere göre modern devletlerin daha büyük daha kompleks yapılar olduğu su götürmez bir gerçektir. Modernite öncesi devletlerin klasik görevleri olan güvenlik, savunma ve adalete ilave olarak modern devletler sağlık, eğitim, ulaştırma, altyapı vb. yatırımları gibi görevler üstlenmiş ve bu durumun doğal sonucu olarak kaynak ihtiyaçları artmıştır. Kaynak ihtiyaçlarının artması, vergi konulan alanlarla birlikte vergi türlerinde de artışa neden olmuştur.

Geleneksel anlayışın ötesinde modern devletlerde verginin en önemli uygulama alanlarından biri ise mali politika aracı olmasıdır. Kalkınma ve büyüme için para politikası ile eş güdümlü uygulanması gereken maliye politikasının en önemli araçlarından birisi vergilerdir. Vergi oranlarının artırılıp azaltılması, yeni alanların vergilendirilmesi, ihracat ve ithalat işlemlerinde vergileme gibi uygulamalarla gerektiğinde iç talep canlandırılmakta, dış ticaret açığı azaltılabilmekte ve üretim teşvik edilebilmektedir. Bununla birlikte sosyal yönü ağır basan modern devletler toplumun çeşitli kesimlerine sağladıkları vergisel kolaylıklarla rekabet eşitliğini temin etmekte, gelire daha çok ihtiyaç duyan kesimler üzerindeki vergi yükünü hafifletmekte ve alt gelir gruplarını ekonomik anlamda destekleyebilmektedir. 

Çağdaş devletler kurulmadan önce vergilendirmenin tek amacı devletlerin giderlerinin karşılanmasıydı. Günümüzde ise vergilerin ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel ve mali politika aracı olma gibi birçok boyutu vardır. Her kavram gibi vergi kavramı ve uygulaması da yönetimler bazında birçok form değiştirmiştir. Bireyler bazda memnuniyet sağlayacak daha iyiye diyeceğimiz vergileme uygulamasına doğru gidebilmek temennisiyle…

Yazarın Diğer Yazıları