Mustafa Bizimyer
Yayın Tarihi : 24-01-2022
Okunma Sayısı: 296

Varlık Vergisi

Son günlerde çokça konuşulan ve popüler bir platformda yer alan Kulüp dizisinde; senaristlerin en çok üzerinde durduğu konulardan biri şüphesiz ‘Varlık Vergisi’. Dizide bu verginin özellikle de İstanbul’da yaşayan gayrimüslim azınlıkları zor durumda bırakmak amacıyla alındığı, vergiyi ödemeyenlerin cebren çalışma kamplarına gönderildiği ve benzeri detaylar verilerek konu izleyicilere aktarılmıştır.

Dizinin içeriğini bir kenara bırakarak bu yazımda; 12 Kasım 1942 tarihli ve 4305 sayılı yasa ile yürürlüğe giren, 15 Mart 1944 tarihli ve 4530 sayılı yasa ile de yürürlükten kalkan Varlık Vergisi’nden bahsedeceğim.

Başbakan Şükrü SARAÇOĞLU’nun Varlık Vergisi’yle İlgili Beyanları

11 Kasım 1942 günü ülkenin ekonomik durumu ve alınacak önlemler hakkında TBMM’de açıklamalarda bulunan dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu: “Genellikle eşya fiyatlarının bugünkü delice artışında gerçekten üretim azlığının, ithalat eksikliğinin, yanlış tedbirlerin, özellikle doymak bilmeyen aşırı isteklerin ve vurgunculuğun geniş payları vardır...” demiştir ve hazırlanan Varlık Vergisi kanun tasarısına göre şu üç kaynaktan para toplanacağını ifade etmiştir: “Tüccarlar, Emlak ve Akar Sahipleri, Büyük Çiftçiler.”

Başbakan, İkinci Dünya Savaşı yıllarında en çok parayı tüccarlar kazandığı için bu verginin en büyük yükünü onların taşıyacağını söylemiştir. Fakirlerin ve zayıfların bu vergiden tamamen muaf tutulduğunu söyleyen Saraçoğlu: “Vergilerin tespit ve ilanı için 15 gün süre koyduklarını ve bunu takiben 15 gün içinde de ödeme şartı koyduklarını eğer gecikirse de birinci haftada %1 fazlasıyla, ikinci haftada %2 fazlasıyla ödenmesi gerektiğini belirterek (bugünkü gecikme zammı), Tahsili Emval Kanunu’nu (bugünkü 6183 sayılı Kanun) harekete geçirmekle beraber diğer bir taraftan mükelleflerin amele teşkilatına gönderileceğini” ifade etmiştir.

Şükrü Saraçoğlu 11 Kasım 1942’de Son Posta Gazetesi’ne verdiği beyanda: “En sert tedbirlere başvurmaktan asla çekinmeyeceğiz ve dar, sabit gelirli vatandaşları asla sıkıntıya düşürmeyeceğiz” ifadelerini kullanmış ve bu konudaki kararlılığını vurgulamıştır.

Resmi Görüşe Alternatif Diğer Bakış Açıları

Son Posta Gazetesi’nin 10 Mart 1943 tarihli sayısında konuyla ilgili şu ifadelere yer verilmiştir: “Varlık vergisi kanunu, oturuma katılım gösteren 350 milletvekilinin oybirliğiyle kabul edilmiştir fakat kanunun uygulamasındaki anormal hız ve zorlayıcılık, vergisini ödemeyen ya da ödeyemeyenlerin çalışma kamplarına gönderilmeleri gibi sert tedbirler kanunu iyice zayıflatmış, bir kısım komisyoncuların hile yoluna saptıkları tespit edilmiştir.”

Hukukçu, tarihçi ve Demokrat Parti ile siyaset hayatına başlayan Mahmut Goloğlu ise konuyla ilgili: “Her ne kadar Saraçoğlu; Varlık vergisini azınlıkları ezmek için koymuşuz, bu çirkin bir iftiradır dese de uygulamadaki tutum ve davranış o sırada Almanya’da Yahudilere uygulanan düzene benzetilmekteydi. Vergisini ödemeyen veya ödeyemeyen önce İstanbul’un Anadolu yakasında gözaltına alınıyor oradan da Erzurum’un Aşkale ilçesine çalışma kamplarına gönderiliyordu. Çalışanlara gündelik 2,5 lira verileceği hesap edilse de çalışma sonunda ellerine bir şey verilmiyordu. Varlık vergisinden beklenen geliri elde edememiş hükümet hem içte hem de dışta kınanmış ve bu olay tarihe ‘Varlık vergisi faciası” olarak geçmiştir.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

            Varlık Vergisi ile İlgili Diğer Önemli Tespitler ve Değerlendirmeler

a) İkinci Dünya Savaşı’nda her ne kadar fiilen yer almasak da çeşitli tedbirler kapsamında savunma harcamalarında oldukça bir artış (yaklaşık 3 kat) yaşanmış, 1939’da başlanılmış olan ikinci beş yıllık plan askeri harcamaların artması ve ham madde kıtlığı dolayısıyla iptal edilmiş, yaklaşık 18 milyon olan nüfusun 1 milyonu askere alınmış, askere alınan kesimin büyük bir kısmının köylerde yaşayan kişilerden oluşmasından ötürü de tarım ürünleri üretimi azalmıştır.

Tarım ürünleri üretimi azalınca da ülkede hemen hemen her yerde karaborsacılık baş göstermiş ve enflasyon almış başını gitmiştir. O zamanki hükümetin kanunla ilgili resmi gerekçesinin çıkış noktası da ekonomik bunalım, karaborsacılık ve savaştan istifade eden bir grup tüccar ve toprak ağalarıdır. Bu verginin ihdasında başka amaçların olduğu sürekli olarak dile getirilmektedir ki bunların başında gayrimüslimlerin dışlanması gibi tezler başı çeker.

Bu tezlerle ilgili dönemin önde gelen gazetecileri arasında bulunan Nadir Nadi, Varlık Vergisi’nin, biri gazetelerde yazılan resmi, diğeri de kulaktan kulağa fısıldanan özel iki gerekçesi olduğundan bahseder ve: “Kulaktan kulağa fısıldanan, hatta yüksek sesle anlatılan özel gerekçeye göre bu kanun piyasayı azınlık unsurlarının egemenliğinden kurtarıp Türklere açmak gibi, birincisinden bekleyebileceğimiz hizmeti yok edici bir ikinci amaç daha taşıyordu.” ifadelerini kullanır.

b) 1942-1944 yıllarında ABD ve İngiltere’de de bu verginin uygulandığını ve 2 milyon dolar geliri olandan ABD’de %67 ve İngiltere’de %80 oranında vergi alındığını belirtelim. Bu açıdan bakıldığında ülkemizde bu kanunun yasalaşmasında dünyadaki örneklerden yola çıkıldığı da düşünülebilir.

c) Mükelleflerin ödeyeceği vergi miktarı veya oranı kanun metninde belirtilmemiştir. Vergi miktarının tespiti; yerel hükümet memurları, belediye meclislerinin temsilcileri ve ticaret odalarının temsilcilerinden oluşan yerel komisyonlara bırakılmıştır. Komisyon kararlarının kesinlik taşıması, davaya konu edilememesi bazı tespitlerde doğal olarak keyfiyete sebebiyet verilmiş olunabileceğini akıllara getirmektedir.

ç) Varlık Vergisi; Gayrimüslim, Müslüman ve Yabancılar olmak üzere 3 farklı gruptan alınmıştır (yani sadece gayrimüslim azınlıklardan alınmıştır tezi yanlıştır) ve toplam mükellef sayısının 114.368, tahakkuk eden varlık vergisinin 465.384.820 TL, tahsil edilen varlık vergisinin ise 314.920.940 TL olduğu bilinmektedir. (Bu durumda tahsilatın tahakkuka oranı yaklaşık %74’e karşılık gelmektedir.)

Müslüman ve yabancıların ödediği vergi tutarı ile gayrimüslimlerin ödediği vergi tutarı hemen hemen birbirine yakın olup, Müslüman grupta tahakkuk / tahsil oranı %94, Gayrimüslim grupta ise %74’tür.

d) Vergi borcunu ödeyemeyecek durumda olanlar yasa metninde de belirtildiği üzere zorunlu çalışmaya mahkûm olmuşlardır. Bu kapsamda, borcunu ödeyemediği için İstanbul’dan Aşkale’ye gönderilen yaklaşık 2000 kişiden (579’u çalışma kampında bulunduğu esnada vergisini ödeyip geri dönmüştür.) 21’i ise maalesef hayatını kaybetmiştir.

e) Varlık vergisi yaklaşık 16 ay yürürlükte kalmış ve 15 Mart 1944 tarihli ve 4350 sayılı kanun ile tasfiye edilmiştir. Bu tarihe kadar tarh edilen, ancak tahsili gerçekleşmeyen vergiler ise silinmiştir.

Sonuç:

Öncelikle tarihi olayların doğrudan diziler veya filmler üzerinden irdelenmesinin bizleri sağlıklı bir sonuca yönlendirmeyeceğini düşünmekteyim. Merak edilen konular hakkında gerekli araştırmaları yapmak yerine bize yansıtılanı izlemek, izledikten sonra da büyük büyük yorumlar yapmak hiç kuşkusuz daha kolay bir yoldur ama doğruluğu tartışılan bir yoldur.

Yukarıda yer verdiğim beyanlar, tespitler, değerlendirmeler ve fazlaca uzatmamak adına çalışmamda yer veremediğim araştırmalar neticesinde bu verginin ihdas edilmesinde ana faktörün; savaş, ekonomik bunalım ve bunlardan nemalanan tüccar ve büyük toprak ağalarının vergilendirilmesi ve bu yolla bazı harcamaların finansmanının sağlanması olduğunu, ancak alt metinlerde, satır aralarında ve kapalı kapılar ardında o zamanki hükümetin tüm azınlıkların zengin olduğunu düşünerek verginin doğal mükelleflerinin de onlardan oluşacağını bilerek hareket ettiğini, bunun da büyük bir mağduriyete ve hatalar silsilesine yol açtığını belirtebilirim.

Komisyon üyelerinin vergi listelerini oluştururken keyfi tutumlarda bulunduğu birçok kaynakta yer almaktadır. Komisyon kararlarının dava konusu bile edilemiyor olması hukuki açıdan bu verginin ne kadar sıhhatsiz olduğunu ve keyfiliğe yol açma ihtimalinin yüksekliğini bizlere göstermektedir.

Sebebi ne olursa olsun vergisini ödeyemeyenleri Erzurum’a çalışma kampına göndermek ise amasız ve fakatsız çok büyük bir hatadır. Verginin sadece gayrimüslimlerden alındığı tezinin ise doğru olmadığını yukarıda rakamlarda ifade ettim. Mareşal Fevzi Çakmak da dâhil olmak üzere Müslümanlardan Varlık Vergisi adı altında toplanan tutar 115.300.000 TL’dir.

Sonuç olarak Varlık Vergisi; kısa ömürlü, amacı her ne ise götürüsü getirisinden çok, alt metinleri ile kafaları kurcalayan, çalışma kampı uygulaması ile insan onuruna yaraşmayacak uygulamaları olan ve toplum tarafından benimsenmeyen bir vergi türü olarak yakın tarihimizdeki yerini almıştır.

Yazarın Diğer Yazıları

Engelli Vatandaşlarımıza Tanınan Gelir Vergisi Avantajı ve Bu Durumun Emekliliğe Etkisi