Okan Atak
Yayın Tarihi : 03-01-2022
Okunma Sayısı: 596

Güçlü ve Zayıf Yönleriyle Demir Çelik Sektörü

Stratejik özellikler taşıyan demir çelik sektörü, birçok sektöre girdi sağladığı için sanayinin lokomotif sektörü olarak nitelendirilmektedir. Otomotivden yapı malzemelerine, makineden elektrik hatlarına, gemi ve uçak yapımından mutfak eşyalarına, inşaat sektöründen beyaz eşya sektörüne, ev ve ofis mobilyalarına kadar son derece yaygın bir kullanım alanına sahip olan demir çelik ürünleri, dünya genelinde ekonomik faaliyetlerde ve ülke ekonomilerinde yaşanan büyümeye paralel olarak hızlı bir gelişim göstermektedir. Ayrıca, sanayi toplumu olma sürecinin çekirdeğini oluşturan demir çelik sektörü, istihdama ve üretime verdiği katkının yanında dış ticarette de önemli bir paya sahiptir. Bu yazıda; demir çelik sektörünün öneminden, ülkemizdeki konumundan, güçlü ve zayıf yönlerinden bahsedilecektir.

Türkiye’de modern anlamda demir çelik üretimine yönelik ilk çalışmalar, savunma sanayinin ihtiyacını karşılamak amacıyla Kırıkkale’de 1928 yılında MKE’de (Makine ve Kimya Endüstrisi’nde) başlamıştır. Ardından sanayinin temel girdilerini temin etmek için 1939 yılında entegre tesis olan Karabük Demir Çelik Fabrikaları (Kardemir) faaliyete geçmiştir. Özel sektörde ise elektrik ark ocaklı ilk tesis Metaş 1960 yılında üretime başlamıştır. Yassı çelik talebini karşılamaya yönelik ilk tesis olan Ereğli Demir Çelik Fabrikaları (Erdemir) ise 1965 yılında Zonguldak Ereğli’de üretime geçmiştir. Demir çelik talebindeki gelişmelere cevap vermek üzere 1975 yılında ise İskenderun Demir Çelik Fabrikaları (İsdemir) üretime başlamıştır. 1980’li yılların ikinci yarısında yeni elektrik ark ve indüksiyon ocaklı tesislerin üretime geçmesiyle birlikte özel sektör Türk demir çelik sanayine ağırlığını koymuş durumdadır.

Bu noktada; ülkemizde demir çelik sanayisinin temelleri, Cumhuriyetin ilk yıllarında ve takip eden süreçte devlet eliyle kurulan entegre tesisler aracılığıyla atılmış iken, 1980’li yıllardan itibaren özel sektör tarafından farklı tesislerin işletilmeye başlanmasıyla birlikte üretici sayısı artmış ve rekabet ortamı gelişmiştir. Türkiye Çelik Üreticileri Derneğinin verilerine göre hâlihazırda ülkemizde sınırlı sayıda işletme tarafından; bazik oksijen fırınlı tesislerde (3 fabrikada), elektrik ark ocaklı tesislerde (26 fabrikada) ve indüksiyon ocaklı tesislerde (7 fabrikada) ham çelik üretimi yoğun rekabet ortamında gerçekleştirilerek iç piyasa ihtiyacı karşılanmakta ve aynı zamanda üretimin belirli bir bölümü yurt dışına ihraç edilmektedir. Ayrıca ülkemizde ham çelikten nihai mamul üretenler Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz ve İç Anadolu bölgesinde faaliyet göstermektedir.

Demir çelik sektöründe; “bazik oksijenli fırınlı sistem (BOF Sistemi)”, “elektrik ark ocaklı sistem (EAO Sistemi)” ve “indüksiyon ocaklı sistem (İO Sistemi)” yöntemleriyle üretim gerçekleştirilmekte olup; Türkiye’de ham çelik üretimi büyük oranda elektrik ark ocağı bazlı tesislerde gerçekleştirilmektedir. Üretim sürecinde hurda metal kullanan işletmeler ara mal ihtiyacının büyük kısmını dış pazarlardan karşılarken, Türkiye dünyanın en büyük metal hurda ithalatçısı konumundadır.

 

Dünya Çelik Birliği (WSA) tarafından açıklanan 2020 yılı verilerine göre; Dünya ham çelik üretiminde hâkim ülke Çin Halk Cumhuriyeti olup Dünya ham çelik üretiminin (1,83 milyar ton) yaklaşık olarak % 57,6’sı Çin Halk Cumhuriyeti tarafından gerçekleştirilmektedir. Çin’in egemen olduğu çelik üretiminde sırasıyla; Hindistan %5,5, Japonya %4,5, Rusya %4, ABD %4 ve Güney Kore %3,6’lık üretim paylarına sahiptir.

T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının yayınladığı son verilere göre; 2020 yılı itibariyle Türk demir çelik sektörü, dünyada 7. sıraya, Avrupa’daki çelik üreticileri arasında ise 1. sıraya yükselmiş durumdadır. 2020 yılı itibariyle Türk demir çelik sektörü, 35,8 milyon ton sıvı çelik (ham çelik) üretimi gerçekleştirerek Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi konumunda bulunmaktadır. Dünya ham çelik üretiminde 7. sırada bulunan ülkemizin 35,8 milyon ton sıvı çelik üreterek dünya çelik üretimine %1,9’luk katkı sağladığı görülmektedir. Ayrıca demir çelik sektörü, hâlihazırda yaklaşık 49.000 kişiye doğrudan istihdam sağlamaktadır.

Diğer yandan; T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2020 yılı verilerine göre, demir çelik sektörü kapsamında nihai ürün dış ticaret dengesinde 4,7 milyar dolara yakın ihracat fazlası görülmekle birlikte, bütün girdi maliyetleri hesaba katıldığında yaklaşık 1,7 milyar dolarlık dış ticaret açığının oluştuğu görülmektedir. Bu noktada; demir çelik sektöründe en fazla dış ticaret açığına metal hurda ithalatının neden olduğu bilinmektedir.

Ülkemizde, Dünyadaki üretim yöntemi trendinin aksine elektrik ark ocağı sistemiyle demir çelik üretiminin daha yaygın olduğu bilinmekte olup; bu durum ülkemizde uzun demir çelik ürünlerinde üretim fazlalığı, yassı demir çelik ürünlerinde ise üretim açığı (tüketimin karşılanamaması) sorununu meydana getirmektedir.

Ülkemiz, uzun ürünlerde (inşaat demiri, boru gibi) üretim kapasitesi ve üretim miktarı olarak ihracat yapma kapasitesine sahipken, yassı ürünlerde (levha, sac gibi) ise ancak kendi tüketimine yetecek kapasiteye sahip bulunmaktadır. Yine T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2020 yılı verilerine göre; ülkemizde uzun ürünlerde kullanılan ham çelik oranının % 65 ve vasıflı ürün diye tabir edilen yassı ürünlerin imalinde kullanılan ham çelik oranın ise %35 düzeylerinde gerçekleştiği görülmektedir. Bu durum inşaat sektörünün yoğun olduğu ülkemizde ham çelikten özellikle inşaat demiri üretimin daha çok yapıldığını ortaya koymaktadır.

Demir çelik sektörünün güçlü ve zayıf yönleri ise aşağıdaki şekilde belirtilebilir.

Demir çelik sektöründeki;

  • Firmaların kapasite oranlarının yüksek olması,
  • Teknolojik donanım ve tecrübe itibarıyla uluslararası rekabet gücünün olması,
  • Sektörün rekabet gücü yüksek ve sürdürülebilir bir yapıya sahip olması,
  • Uluslararası standartlarda katma değeri yüksek ürün üretimine odaklılığın olması,
  • Talebi fazla ve yatırımları düşük ürünlerin üretim kapasitesinin arttırılmasına yönelik gelişmelerin olması,
  • Firmaların dinamik yapısının ve üretimde esneklik gösterebilmesinin olması,
  • Otomotiv, beyaz eşya, gemi inşa, altyapı ve inşaat gibi alt sektörlerin güçlü yapısının olması,
  • Ülkenin coğrafi konumunun getirdiği lojistik ve stratejik avantajların olması,
  • Yönetim kabiliyeti yüksek, deneyim ve bilgi birikimine sahip insan gücünün olması,
  • Üretim ve ihracatta başarılı bir imalat sektörünün varlığının olması,
  • Bilgi teknolojilerinin etkin kullanımı ve yeni teknolojilere dayalı üretim tesislerinin olması,
  • Yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik girişimlerde bulunulması

gibi hususlar sektörün güçlü yanları olarak değerlendirilmektedir.

Demir çelik sektöründe;

  • Başta enerji olmak üzere girdi maliyetlerinin yüksek seviyede olması,
  • Sektöre yönelik hammaddelerin önemli bir kısmının ithalat yoluyla temin edilmesi,
  • AB çevre standartlarına uyum konusundaki eksikliklerin devam etmesi,
  • Yüksek maliyetli çevre yatırımlarının olması,
  • Yurt içi hammadde üretiminin yetersiz olması,
  • Alınan çevre katkı payının yüksek olması,
  • Dâhilde İşleme Rejiminin yurtiçi girdi tedarikini sınırlayıcı yönde sonuçlar doğurması,
  • Sektörün ihracat ve ithalat yapma zorunluluğu ve navlun maliyetlerinin yüksek olması,
  • Kalitesiz ve ucuz ürün ithalatını engelleyici mekanizmaların yetersiz olması,
  • Yatırımlara AB mevzuatı dışında devlet yardımı sağlanamaması,
  • Deniz kıyısında bulunmayan tesisler için lojistik maliyetlerin yüksek olması,
  • Doğal gaz ve elektrikte tekel konumundaki tedarikçilere bağımlılığın olması,
  • Demiryolu altyapısının yetersiz olması,
  • Katma değeri yüksek ürünlerin üretiminin yetersiz olması,
  • Sermaye yetersizliği ve finansman maliyetlerinin yüksek olması,
  • Yurtiçi ürün ve son ürün ticaretinde kayıt dışılığın yol açtığı haksız rekabetin olması

gibi etkenler ise sektörün zayıf yanları olarak değerlendirilmektedir.

Bu yazımızda, ekonomi için lokomotif sektör konumunda olan demir çelik sektörünün öneminden, dünyadaki ve ülkemizdeki yerinden sayısal ve resmi verilerle bahsedilmeye çalışılarak sektörün güçlü ve zayıf yönleri üzerinde durulmuştur. Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle.

Yazarın Diğer Yazıları