Vergi Denetiminde Uzmanlaşma Olur Mu?

Vergi Denetiminde Uzmanlaşma Olur Mu?

24 Ocak Kararları ile birlikte serbest piyasa ekonomisi tercihi ve uygulamalarının doğal sonucu olarak ortaya çıkmış albenisi yüksek bir kavram olan uzmanlaşma, özellikle son yıllarda kamu idareleri yapılanmalarında itibar edilen, her sorunu çözebilen sihirli bir değnek gibi algılanır olmuş ve sanki bir modaya dönüşmüştür. Vergi denetiminde uzmanlaşma kavramı bir ölçüde pervanelerin ışığa uçması gibi bir durum yaratmış, vergi denetiminde her sorunu çözebilecek ve çözmeye aday bir kavram gibi algılanmaya başlanmıştır.

Ancak bu kavramın vergi denetiminde kamuoyuna yansıyan anlamıyla etkili bir araç olduğu kanaatinde değiliz. Çünkü vergi denetiminin uzmanlaşma ile ilgisi olmayan çok daha köklü ve öncelikli sorunları vardır. 

Bazıları vergi denetiminde uzmanlaşmanın şart olduğunu iddia etmektedirler. (Vergi denetiminde de uzmanlaşma şart - Nedim Türkmen - Sözcü (sozcu.com.tr) Ancak burada unutulan bir şey var. Önerilen türden uzmanlaşma tarzı bir çalışma geçmiş uzun yıllar öncesinde pilot bölge İstanbul ölçeğinde (Ki vergi gelirlerinin neredeyse %35-40’ı bu bölgeden sağlanmaktadır) uygulanmış ancak başarılı olmadığı ortaya çıkmıştır. 

Vergi denetiminde uzmanlaşma, esasında verginin doğası gereği pek de mümkün değildir. Eğer uzmanlaşmadan sektörler itibariyle vergi müfettişlerinin ayrı ayrı görev bölümü yapmaları anlaşılıyorsa ki böyle anlaşıldığı görülmektedir bunun adı görüntüde uzmanlaşma olur, içerikte değil. Çünkü vergi müfettişi zaten uzman kişidir onun görev bölümlerine ayrılmasını gerektiren hiçbir somut ve objektif gerekçe yoktur. 

Vergi müfettişleri, bir sektörle ilgili grup incelemesi yapılması gerektiğinde görevlendirilen birden fazla müfettişin sektörün yapısı, belge düzeni, mal ve hizmet tedarikinin ve tüketiminin/satışının nasıl ve ne şekilde olduğu, yatırım teşvikleri gibi birçok konuda sektörü ve alt sektörlerini kavrayan detaylı bir şekilde hazırladığı rapora göre, sektör konusunda incelemeye başlamadan önce bilgilenir ve buna göre incelemesini yapar. Dolayısıyla müfettişlerin sektör ile ilgili bilgi sahibi olmaması, sektörün işleyişini kavramak için zaman harcaması gibi durumlar söz konusu olmaz. Fakat her incelemenin başlangıcında olduğu gibi işin doğasından kaynaklanan bir yabancılık çekilmesi normaldir. 

Bu nedenle uzmanlaşma adı altında mevzuatla yapılan daire başkanlığı şeklinde ayrımlar vergi denetiminin doğasına uygun düşmez. Böyle bir uzmanlaşmadan bir başarı öyküsü de çıkmaz. 

Ama unutmayalım istatistikleri istediğimiz gibi yorumlayabilme özgürlüğümüz vardır…

Uzmanlaşma denilen müfettişlerin mevzuatla ayrı ayrı daire başkanlıkları şeklinde yatay bölünmelerine gerek kalmadan da ve bu tür ayrımlar yapılmadan da gerçekleştirilebilecek uygulamalardır; incelemenin seyrine, yıllık planlamasına ve müfettişin üzerindeki iş yüküne göre her müfettişe her düzeyde sektörel inceleme yaptırılabilir. 

Bunun için uzmanlaşma adı altında daire başkanlıkları şeklinde bir düzenlemeye gitmeyi gerektiren hiçbir somut ve objektif gerekçe yoktur. Üstelik daire başkanlığı şeklinde yapılanmada daireler arasında iş yükü dağılımını kontrol altında tutmanın çok ciddi zorlukları vardır ve iş yükünü etkin ve verimli bir şekilde dağıtamazsanız ki kuvvetle muhtemel halen olan da budur, daire başkanlıklarında müfettiş dağılımını da kontrol edemezsiniz; sonuçta, bazı daire başkanlıklarında iş yükü fazlalığı müfettiş sayısı yetersizliği bazı daire başkanlıklarında ise iş yükü yetersizliği müfettiş sayısı fazlalığı ile karşı karşıya kalırsınız. 

Neticede, anlaşılan türden bir uzmanlaşma amaca tam tersi hizmet eden bir yapının ortaya çıkması, müfettiş mesaisinin yeterince ve verimli bir şekilde kullanılmaması şeklinde kendini gösterebilecektir. Bu, daire başkanlığı yapılanmasının bir diğer olumsuz sonucudur. 

Ki denetimde etkinlik ve verimliliğe hizmet edecek bir uzmanlaşma işlemi iç genelge ile grup başkanlıkları ayrımı içerisinde yapmak da mümkündür. Bunun için daire başkanlıkları kurulmasına hiç ihtiyaç yoktur. Üstelik bu daire başkanlık modeline göre denetim yönetiminde daha büyük bir esnekliği de sağlar.

Vergi müfettişliği camiasını tanıyan herkes bilir ki her ne kadar müfettiş aynı işi tekraren yaptığında daha hızlı ve seri bir inceleme yapar ve bunu kısa vadede olumlu etkisi olur ancak orta ve uzun vadede, başka saiklerin devreye girmesi nedeniyle benzer işlerin müfettişin çalışma ve iş yapış tarzında hiçbir etkisi olmaz. Uzmanlaşmadan kastedilen bu ise zaten yapılmaktadır.

Esasında uzmanlaşma kavramını yukarıdaki şekilde görmek uzmanlaşma kavramına sihirli değnek gibi bakmanın getirdiği romantik bir bakış açısından başka bir şey değildir. 

Fakat uzmanlaşma kavramının arkasına saklanarak vergi denetiminde üstü örtülü bir şekilde gelecekte denetimi kademelendirme ve “eski”nin özlemini çektiği yapının yeni bir versiyonunu yaratmayı umma ve buna fark ettirmeden zemin hazırlama amacı gibi bir amaç var ise bunu uzmanlaşma kavramının arkasına saklanarak yapmak yerine açık ve net gereklilikler ortaya konularak yapılmasında amaca uygunluk açısından fayda vardır.

Vergi denetiminde uzmanlaşmadan söz edenler, denetimin kademelendirildiğinden, daire başkanlıkları kurulmasıyla örtülü bir hiyerarşi yaratıldığından ve denetimde hiyerarşi yaratmanın denetimin doğasına aykırı olduğundan, hiyerarşi yaratmanın denetimde kamu yararı gözetmekten ziyade başka yararlar gözetmenin ön plana çıkarabileceğinden, geçmişte bu hatanın yapılması ile devlete, topluma ve siyaset kurumuna ne gibi zararları olduğundan ve ayrıca bunun bir sürü sorunlara yol açabileceğinden, bu potansiyelin ve riskin kuvvetle var olduğundan söz etmemektedir. 

Denetimde Daire Başkanlıkları şeklinde örgütlenmeden vazgeçilmelidir

Yukarıda yazarın savunduğu türden vergi denetimde uzmanlaşma görüşleri denetimde hiyerarşik yapılanma gerçekliğine üstü örtülü bir destektir. 

Esasında, hali hazırdaki daire başkanlığı şeklinde örgütlenmiş olan yapı demokratik olmayan mutlakiyetçi rejimlere özgü, hiyerarşi vurgusu ile kendini gösteren ve bu vurguyu önceleyen, verginin özünde yer alan zorlayıcı unsurunu doğası gereği ön plana çıkaran, bağımsızlığı ve tarafsızlığı olmayan bir örgütlenme modelidir. 

Ve bu nedenle, denetimde devletimizin yıllar içinde oluşturduğu bilgi birikimi ve tecrübesine aykırı bir nitelik arz etmektedir. 

Model, geçmişte Gelir İdaresi’nde gelirler kontrolörlerinin daire başkanlığına bağlı bir örgütlenme modeli olarak denenmiş ancak hiçbir başarı sağlanamamıştır. 

Model, denetim elemanları arasında oluşmuş kurumsal kültürün bir yansıması olan “üstatlık müessesesinin doğasına da uygun düşmemektedir. Ki bu müessese; verginin çeşitliliği, kapsayıcılığı, ekonomik, hukuk, işletme-maliye ve muhasebe gibi bilim dallarında ciddi bir eğitim alınmadan denetimin yapılmasının mümkün olmadığı gerçeği karşısında, denetim hizmetinin neredeyse görünmeyen temel sacayağı gibidir. “Üstatlık müessesesi”  denetim birimlerinde yazılı olmayan geleneklerin ve kurum kültürü kavramının yaratıcısı, taşıyıcısı ve düzen ve disiplinin olmazsa olmazıdır. 

Bu sacayağının kırılması, örselenmesi, görmezden gelinmesi ya da yok sayılması demek, denetimde ne yaparsanız yapın, müfettişleri ister daire başkanlığına bağlayın, ister en üst kamu yöneticisine bağlayın, ister diğer kamu görevlilerine göre çok daha yüksek ayrımcı ücret- maaş artışları yapın, hatta ve hatta isterseniz de müfettişlik teminatını getirin, etkinlik ve verimliliği gerçekleştiremezsiniz. 

Adı denetim birimi ve müfettiş olan ama sıradan memurlardan oluşan ya da “sıradanlaştırılan” memurlardan oluşan, hiçbir sorumluluk hissetmeyen, görev duygusu olmayan, “bana ne, ben maaşıma bakarım ,…beni ilgilendirmez, ….,” gibi cümlelerle kendini ifade edip sorumluluklarını hiçbir şekilde umursamayan, duyarsız, ilgisiz, bayağı, basit, okumayan ve kendini geliştirmeyen, geliştirme kaygısı da olmayan, yaptığı işte öğrenme ve araştırma gereği duymayan, nasıl daha iyi işi yaparım düşüncesi olmayan ve netice itibariyle saygı ve saygınlıkla da alakası olmayan üretkenlikten yoksun bir memur ordusu. Böyle bir yapıdan da etkinlik ve verimlilik beklenemez.

Dolayısıyla “üstatlık müessesesi” de daire başkanlığı modeli ile ciddi bir tezat teşkil etmektedir. 

“Eski” yapıda “üstatlık müessesesi”nin olur olmaz bazı yerlerde, mekânlarda ve siyasi ve sosyo-kültürel ortamlarda kötüye kullanımı söz konusu olabilir ve bu nedenle etkili ve yetkili bazı kişiler nazarında bu kavrama karşı olumsuz bir bakış açısı değerlendirmesi de yapılmış ya da yapılıyor olabilir. Ancak terminolojinin denetim birimlerinde kullanılmasının ve denetim birimlerinde içselleştirilmesinin denetimin etkinliği ve verimliliğini kat be kat artıracağına da kuşku yoktur.  

“Üstatlık müessesesi” Maliye Bakanlığında denetim biriminin olmazsa olmazıdır. Bu olmadan denetim birimi de olmaz, elbette ki hukuken denetim yapan, denetimle görevlendirilen memurlar grubu olacaktır ama o grup fiilen bir denetim birimi değil, görev icra eden “sıradanlaşmış” ve bunu böyle kanıksamış memurlar grubudur. 

Neticede olacak olan veya olan yorum size kalmış; “sıradanlaşma, ... bayağılaşma, bana ne diyen sorumluluktan bir haber, üretmeyen ve içine kapanan”; ve bütün bunları kanıksamış….adı mevzuatta denetim birimi olan ama denetimin ruhu ve lafzı kalmamış görevli memurlar grubu,  bir denetim birimi…?  

Bu modelde vergi müfettişinin doğrudan bakana bağlı olduğu iddiaları da ileri sürülebilir ancak var olan yapı ve alt düzenlemeler ile yazışma işlemleri ile bir hiyerarşi yaratılmış olduğu gerçeği tespitlerimizi değiştirmemektedir.  

Bu modelin kaldırılması için bir diğer gerekçe yukarıda anlattığımız tarihsel anekdotlardır. Vergi müfettişi tarihin ilk dönemlerinde kamu yönetiminde hep hiyerarşinin en üst noktalarında bulunmuştur. Şu andaki daire başkanlığı modeli ise bizim tarihin ilksel dönemlerini aratacak ve tarihin tekerleğinin döndüğü istikametin tersine işaret eden bir model niteliğindedir.  

Kanaatimizce daire başkanlığı şeklinde yapılanma, vergi denetiminde uzmanlaşmadan ziyade “eski”nin tasfiyesinin zaman içinde nasıl yapılacağına dair bir cevap arama ihtiyacından kaynaklanmıştır. 

Ama artık güç ve kibir abidesi hegemonik, bir yapıya bürünüp gerektiğinde güç gösterisinde bulunmaktan çekinmeyen “eski”nin tasfiyesi gerçekleştiğinden, varlık sebebi ortadan kalktığından görevini ve teknik ömrünü tamamlamıştır ve dolayısıyla daire başkanlığı modelinin kaldırılması gerekmektedir.